Yazılar  

  • admin 27.01.2012  

    PROAKTİF KARİYER PLANLAMASI 

    FARUK ŞENER’DEN PAZARLAMACI GÖZÜYLE KARİYER ÖNERİLERİ

    Günümüzde iş yaşamı ciddi şekilde değişiyor. 20 yıl önceye göre bu değişimlerin kimisi çalışanlar için pozitif iken kimisi negatiftir. İş hayatının başında olan kişilerin önlerindeki  5-10-15 yıl sürelerde neler yaşayabileceklerini bilmeleri kariyerlerini planlamalarında ciddi katkıda bulunacaktır.
    Günümüzde, 20 yıl önceye göre ne değişti,
    •    Genç ve çalışma döneminde olan nüfus arttı.
    •    Üniversite mezunu sayısı arttı.
    •    Ülkemiz bir tarım toplumundan sanayi toplumuna dönüştü.
    •    Hayat artık şehirlerde
    •    Şirketler iş yaşamının en önemli parçası.
    •    İrili ufaklı çok sayıda şirket var.
    •    Şirket hayatı önemli bir çalışma şekli olarak yerini aldı.
    •    Özel sektör maaşları ile kamunun maaşları artık aynı.
    •    Artık iyi bir üniversite mezunu olmak , MBA yapmak, dil bilmek yeterli değil.
    •    Fakat bunlarsız da olmuyor.
    Yazının devamı »

    Yorum yok yazı 310 defa okundu.
     
  • Güven Borça 19.01.2012  

    Şampiyonluk Sözü Vermek 

    Genelde futbol yazmamaya, yazsam da marka alanında kalmaya çalışırım. Ama bazen illa ki söylemem gereken şeyler oluyor. Bu yazı da onlardan. Önce tedbirimi alayım, sonra isteyen yine küfretsin. Eşim ve ailesi Fenerbahçelidir. Kadıköy’de büyüyorlar, muhite uyumlu olsunlar diye iki çocuğumu da Fenerli olmaya teşvik ettim. Aykut Kocaman Türk futbolunda en sevdiğim adamdır. Ben EsEs’liyim.

    Yazının devamı »

    1 Yorum yazı 245 defa okundu.
     
  • admin 26.12.2011  

    MARKA KONFERANSI NOTLARI (Belgin Usanmaz) 

    15-16 ARALIK 2011 Swiss Otel-İSTANBUL

    Konferansın Konu Başlıkları

    -Moda -Perakende

    -Endüstriyel Tasarım-Lifestyle

    -Online Marketing-Sosyal mecralar

    -Sürdürülebilir marka olmak-Değişen marka yönetim dinamikleri

    Konferanstan Kısa Kısa…

    • Marka Konferansı, dünyadaki değişimi aynı hızla takip etmekle beraber,yükselen Türkiye markalarının artan bölgesel gücü ve sorumluluklarına gore tasarlanmış, gelecekteki rekabet gücünü maksimize edecek altyapıyı sunan bir platform hedefini koyarak her geçen yıl devrim yaratacak nitelikte yeniliklere imza attı.
    • Konferansın bu yıl iki ayrı teması vardı:

    Yazının devamı »

    Yorum yok yazı 368 defa okundu.
     
  • Güven Borça 07.12.2011  

    Araştırma Hakkında 

    Geçen ay Marketing Türkiye’de, ülkemizde yapılan odak grup (Focus Group) araştırmalarındaki yanlışları kaleme aldım. Sonrasında bazı tartışmalar çıktı. Araştırma konusundaki genel görüşlerimi burada kısaca özetleyim:
    • Türkiye’de doksanlarda gelişmeye başlayan araştırma sektörünün kuruluş döneminde doğal olarak yanlışlar, eksikler yaşandı. Ancak bugün sektör oturdu. Eğer çok ucuza kaçmazsanız dünya standardında araştırma alırsınız. Araştırmacıyı suçlamayın. Yanlış varsa sizin bilgi eksikliğinizdendir.
    • P&G gibi şirketler her yıl araştırmaya milyonlarca dolar harcarlar. Bence bu fazladır. Araştırma olmadan hiç karar alamama durumu özgüven eksikliğidir ama uluslar arası profesyonel yöneticiler risk almak istemiyorsa kime ne?
    • Ancak P&G ile rekabet etmeye çalışan yerel şirketlerin bir kısmı araştırmaya bir kuruş bile harcamazlar. İşte bu aptalcadır.
    • Araştırmaya çok büyük misyonlar yüklerseniz hata edersiniz. Satış yöneticilerinin primlerini Nielsen verisine bağlarsanız onlar da o verileri çalarlar. Geçmişte yaşandı Türkiye’de.
    • Araştırmaya katılan tüketicilerin sizin adınıza karar vermesini bekliyorsanız bu sizin kapasitesizliğinizdir. Araştırma size yol, trend, eğilim gösterir. Kararı siz başka şeylere de bakarak verirsiniz.
    • Özellikle odak gruplardan karar beklerseniz çok beklersiniz. Odak gruplar size sadece ilham verir. O ilhamdan yola çıkarak bir sonuca ulaşamıyorsanız yine kendinize bakın.
    • Türkiye’de yapılan odak gruplardaki eksikleri eleştiriyorsanız haklısınız. Ben de eleştirdim.

    http://www.marketingturkiye.com/yeni/Yazarlar/Yazar_Detay.aspx?id=1155

    Ancak bu durum işin külliyen reddini gerektirmez. Doğru yapmayı gerektirir.
    • Araştırma karşıtı gibi görünen ünlü simalara aldanmayın. Ali Taran kendisi gelmedi ama ATCW ekibi Filli Boya için yaptığımız tüm araştırma sunumlarına geldi iki yıl boyunca. Serdar ve Hulusi deli gibi araştırma yaptırırlar. Hatta metodoloji geliştirirler. Reklam testi yapmamalarını yanlış yorumlamayın. Reklam testine ben de inanmam.
    Topa biraz sert girmiş olabilirim ama neredeyse 25 yıldır alaylı satış teşkilatlarının, bilmiş patronların önünde araştırma savunmaktan bıktım. Arada iyi niyetli bilgisizler de var ama araştırma karşıtı iş adamlarının çoğu fizibilitesiz her yere fabrika ve AVM kuran, futbol kulüplerinin başına geçip paraları çar çur eden o şişik egolu adamlardır. Oralardan marka filan çıkmaz. Eksik olsunlar. Doktor Mehmet Öz sigara içen hastaları ameliyat etmiyormuş. Ben de araştırma yaptırmayanları kabul etmiyorum müşteri olarak.

    Yorum yok yazı 206 defa okundu.
     
  • Güven Borça 19.11.2011  

    Annemden Duyduklarım, Babamdan Gördüklerim 

    Annemden Duyduklarım
    Annem öğüt verendir. Başta kendi çocukları olmak üzere herkes için iyi şeyler düşünen ve doğruları söyleyen insandır. Durumu ve psikolojiyi iyi süzerek kişiye uygun yönlendirmelerde bulunur. Sabırlıdır, kızmaz, bağırmaz. İşte annemin elli yıldır tekrarladığı sözlerden öne çıkanlar:
    1. “Önce vazife, sonra eğlence” lafı açık ara bir numaradır. Hayat sadece çalışmakta ibaret değildir. Ancak, eğlenebilmek için önce vazifeleri yerine getirmek gerekir.
    2. “İyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir” sözü de onu takip eder.
    3. “Allah kırık kalpler arasındadır” diyerek üzüntülerden umut çıkarmanın, karamsarlığa kapılmamanın yolunu bulmuştur.
    4. “Kendine ait olmayan bir şeyi alırsan acısı başka yerden çıkar” diyen annem yolda para bulsak dahi aldırmaz, alınmışsa attırır.
    5. “Baba her zaman kızının arkasında olmalıdır”. Çünkü kızların hayat boyu babasından cesaret aldığını düşünür, babasını çocuk yaşta kaybetmiş olan annem.
    6. Öte yandan, “erkek çocuğa doğrular anlatılır ve biraz özgür bırakılır ki öz güveni gelişsin” diye öğütler.
    7. “Roman hayat boyu taşıdığımız bir aynadır” der, Sthendal’dan alıntı olacak. Okumayı, özellikle de romanı teşvik eder.
    8. Çizgi romanlar, içi boş çizgi filmler, doğal olmayan yiyecekler, içki gibi zararlı alışkanlıklara karşı sürekli uyarıcıdır ama yasakçı değildir. Sabırla bunların az tüketilmesini tavsiye eder.

    Babamdan Gördüklerim:
    Babam örnek olandır. Neredeyse hiç öğüt vermez. Kimsenin işine karışmaz gibi görünür ama çevresine fayda sağlamak için didinir. Laf değil iş üretir. Girişimci, yenilikçi, yaratıcı bir iş adamıdır. İşte babamdan gördüklerim:
    1. İş her şeyden önce gelir. İşten kalan tüm vakit aileye ayrılır; evli adamın bekar hayatı, gece hayatı yoktur.
    2. Herkesin yaptığını yapmaktansa, yeni gelişecek alanları keşfetmek gerekir. Herkesin yaptığı işte başarılı olmak için bazı sınırları zorlamak gerekebilir.
    3. Yaratıcı ve çalışkan isen makul bir hayatı yaşayacak parayı çalıp çırpmadan, kimsenin hakkını yemeden kazanabilir, vergini verebilirsin.
    4. Çocukların görgü ve bilgisi gezerek artar, çocukları imkan elverdiğince seyahate çıkarmak gerekir.
    5. Her gün düzenli gazete okunur ve haberler izlenir. Gündemden kopulmaz.
    6. Haftada en az bir kez dışarıda ailece yemek yenir, her yıl en az iki hafta deniz tatili yapılır.
    7. Orta sondan itibaren her yaz babamın işyerlerinde tam mesai çalıştım. Lise bitene kadar yazıhaneye sokmadı. Çıraklarla beraber çuval taşıdık, kamyon indirdik, servise çıktık. İyi oldu.
    8. Babamın belki de tek öğüdü, otuz yaşımdan sonra kendimden en az yedi yaş küçük bir kadınla evlenmemdi. Onu tuttum. Memnunum.
    Bir inanca göre insanlar bu dünyaya gelmeden önce ebeveynlerini seçiyormuş. Bana uyuyor. Hatta öbür alemde bizimkileri buluşturmak için bir şeyler yapmış bile olabilirim.

    Yorum yok yazı 184 defa okundu.
     
  • Güven Borça 14.11.2011  

    Geldi Borun Pazarı 

    Mustafa Koç başbakana yerli otomobil markasının güçlüklerini samimiyetle aktardıktan sonra konu bir anda küllendi sanki. Akabinde Sanayi Bakanı bor yakıtlı TUBITAK otosuyla bir tur attı. Bakalım yerli oto maceramız bundan sonra nasıl gelişecek?

    Hemen belirteyim ki bu topraklardan çıkacak dünya markalarını iş ve misyon edinmiş ve bu uğurda rahat kariyeri bırakıp on seneden fazladır kaplanlarla boğuşan bendeniz için yerli otomotiv markası bu işi seçim sonrası zafer sarhoşluğuyla gündeme getirip sonrasında hemen unutmaya hazır zevattan çok daha önemlidir. Biz bu işi uzun süredir tartışıyoruz ve tartışmaya devam edeceğiz. 2008 Automotivist kongresinde panel moderatörü olarak Mehmet Buldurgan ve Ömer Burhanoğlu ile 1200 kişinin önünde tartıştığım konu da bu idi, Uzel markalı traktörün global pazarlama projesini yürüten de biziz. Bu işin gerçek takipçileriyiz yani.
    Ve samimi olarak söylediğimiz de şudur; Bugün çok iyi bir tasarım ile kaliteli bir orta sınıf Türk otomobili üretebilirsiniz. Ancak bunu Toyota ölçeğinde ve maliyetinde sürekli olarak yapıp satamazsınız. Bu araçları onlarca ülkede dağıtacak satış, servis ve yedek parça ağını kuramazsınız. Kurarsınız da, verimli olmaz. Üstelik her müşterinin talebine göre onlarca varyant üretip üç senede bir model yenilemek var. Olacak iş değil. Üst sınıf otomobil daha da zor. Doğru dürüst bir parfüm markamız yok, lüks otoya görgümüz hiç yetmez. Türkiye’nin yapabileceği, yapması gereken; TEMSA gibi otobüs ve ağır vasıtada, Uzel gibi traktörde, Karsan gibi hafif ticari araçlarda dünya piyasasına saldırmaktır. Yani önceliğimiz otomobil değil otomotiv olmalıdır. Bu ayın Forbes dergisinde ilginç niş projeler mevcut.
    Öte yandan otomobilde de bor yakıtı, elektrikli araçlar gibi yeni projeler var. Elektrikli araçların daha vakti var. Bor konusunda ise kafalar karışık. Yıllardır bir sürü şey okuyoruz ancak yürüyen bir otomobil görmek heyecanımızı artırdı. Şu an ne kadar ticari bilmiyorum ama Toyota/Hyundai ölçeğinde orta sınıf otomobil üretmeye çalışmak yerine binek araçlarda geleceğe oynamak ve yeni teknolojileri geliştiren olmak bana daha doğru geliyor. Bir de soyadımın BOR ile başlaması bir samimiyet yaratıyor olabilir

    1 Yorum yazı 252 defa okundu.
     
  • Güven Borça 11.10.2011  

    Otomobil Markamız Olmaz ama Alt-Markamız Olabilir 

    Devrim otomobilleri projesinde ısrar edilseydi bugün küresel rekabet gücüne sahip bir markamız olur muydu bilmiyorum. Şahsen pek ihtimal vermiyorum. Başlarda ısrar edilse bile muhtemelen arada bir yerde havlu atardık. Elli sene bizim memlekette uzun bir süre. Yine de Arçelik gibi küresel şirketler çıkarabilmiş bir ülke, çok istese bunu da başarabilirdi.
    Peki bugün gelinen noktada tamamen bağımsız bir yerli otomobil markası çıkarma ihtimali var mı? Yok. Tabii ki birileri kafaya koyarsa çok hoş bir tasarıma sahip kaliteli bir otomobil üretir. Ancak arkası gelmez çünkü günümüzde sürdürülebilir ticaret için gereken ölçek çok büyüdü.

    Yazının devamı »

    1 Yorum yazı 388 defa okundu.
     
  • Belgin Usanmaz 06.10.2011  

    SÜRDÜRÜLEBİLİR MARKA ŞEHİR:İZMİR 

    Siemens sponsorluğunda, Capital ve Ekonomist dergileri ile GfK Türkiye tarafından düzenlenen “Sürdürülebilir Marka Şehirler Geleceğe Hazırlanıyor” toplantısı, 4 Ekim’de İzmir Swissotel Grand Efes’de gerçekleştirildi. “Sürdürülebilir Marka Şehir: İzmir” toplantısı, başta İzmir Valisi Sayın Mustafa Cahit Kıraç ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Aziz Kocaoğlu olmak üzere şehrin kamu, sanayi ve ticaret dünyasından önemli isimlerini bir araya getirdi.

    Yazının devamı »

    Yorum yok yazı 262 defa okundu.
     
  • Güven Borça 08.09.2011  

    Oyun Kurmak 


    Üç sene önce Anadolu’lu orta boy bir gıda üreticisi müşterim için yepyeni bir konsept ve ürün geliştirdik. Kültürümüzde benzeri olan bir yiyeceği daha sağlıklı ve daha lezzetli bir formda pazara sunacağız. Tüketicinin bu haliyle bilmediği yeni ürünü anlatmak ve tutundurmak için ciddi bir pazarlama çabası gerekiyordu. Planımızı satış ekibine sunduktan sonra biri kalkıp “Güven hocam, bizim sektörde bu tür işleri Unilever, Danone filan yapar” dedi ve bizim çapımızın buna yetmeyeceğini ima etti. Ben de ona pazarlamayı ve konsept geliştirmeyi Unilever kadar iyi bildiğimi, Arge’nin mükemmel bir ürün ürettiğini, patronun arkamızda olduğunu, eğer kendisinde bir eksik görmüyorsa başarabileceğimizi söyledim. Biraz zorlandık ama zamanla ürünü tutundurduk.

    Yazının devamı »

    2 adet yorum var, yazı 534 defa okundu.
     
  • Ardan Ergüven 07.09.2011  

    Reklam ve Yaratıcılık 

    İstanbul Deniz Otobüsleri’nde ücretsiz olarak dağıtılan Sealife dergisinin Ağustos 2011 sayısında karşılaştığımız bir ilan yaratıcılık kavramının reklamdaki yerini bir kez daha sorgulamamıza neden oluyor.

    İnegöl Mobilya Sanayicileri Derneği (İMOS) tarafından verilen ilanda İnegöl Mobilyası’nın tanıtımı ve markalaştırılması amaçlanmış. İlk bakışta birbiriyle yarışan iki başlık dikkat çekiyor; sol sayfada İnegöl’de üretildiğini düşündüğümüz çeşitli mobilya fotoğraflarının üzerinde “100 yıldır mobilya üretiyoruz, uzmanlığımızı dünya ile paylaşıyoruz…” başlığını görürken, sağ sayfada bir başka başlık olarak “İnegöl Mobilyası” ifadesini ve hemen altında İnegöl Mobilyası ile ilgili özellikleri okuyoruz. Bu özellikler ağırlıklı olarak İnegöl Mobilyası’nın üretildiği fabrikaların üretim alanı, teknolojisi, çalışanları, konumu, ihracatı ve satış yerlerinin hacmi gibi bilgilerden oluşuyor.

    Yazının devamı »

    1 Yorum yazı 384 defa okundu.