Yerel Fast Food Zincirleri

Uzun zamandır düşünüp duruyorum bizim neden Burger King’imiz yok, Mcdonald’s’ımız yok diye. Döneri icat etmiş, binbir çeşit köftesi olan, kebabı olan bir milletin bir tane, global markalarla rekabet edebilecek markası olmaz mı?

Aklımda bu alanda rekabete soyunabilecek bir kaç işletme var. Hepsine de bir bir gittim, gözlemledim. Ortak nokta genelde odaksız ürün portföyleri. Odaksızlık genelde düşük kar marjının veya atıl kapasitenin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor. Burada da hep aynı hata yapılıyor birbiriyle rekabet edebilecek ürünler portföye ekleniyor. Hiçbirine bir rol biçilmiyor. Sonuçta da markalaşmanın temelini oluşturacak farklılaşma alanlarından uzaklaşılıyor. Diğer izlenen yol ise, günün farklı öğünlerine yönelik ürünler geliştirmek. Oldukça doğru bir yaklaşım; ancak burada da yapılan hata firmanın kimliğiyle örtüşmeyecek ürünler eklenmesi şeklinde ortaya çıkıyor. Örneğin Hacıoğlu öğle ve akşam öğünlerinde verdiği hizmete sabah kahvaltısını da eklemiş, olması gereken de bu zaten; ancak poğaça burada doğru ürün değil, marka kişiliği ve alanıyla örtüşmüyor. Oysa kendi geliştirdiği patatesli ya da peynirli lahmacuna benzeyen bir ürün kahvaltılarda sunabilirdi.   

Bazı gözlemlerimi ve aşağıdaki tabloyu adı geçen firmalarımıza armağan ediyorum. 

Hosta Piknik: Geleneksel dönerci kimliğiyle global markaları zorlayacak en güçlü marka adayı. Ürün ve fiyat s tandartı olduk ccedil;a başarılı. Susamlı ekmeği lezzetli. Ancak lahmacun ve köfte Hosta’nın alanı değil. Bu ürünlerin markaya katacağı bir değer yok. Her şubede aynı standartın yakalanması zor. Tez elden vazgeçilmesi gereken bir alan. Dönere odaklanılmasında fayda görüyorum. Dönerde; tavuk döner, et döner segmentinin ötesinde yapılacak çok şey var. 

Bambi Kafe: Şimdilik sadece İstanbul’da faaliyet gösteren, gelecekte tüm Türkiye’ye yayılabilecek güçlü bir marka adayı olarak görüyorum. Samimi bir marka kişiliği var, gençlerin dostu. Fiyatları makul. Ancak Taksim’deki şubede yediğim ıslak burgerle, Osmanbey’de yediğim arasında dağlar kadar fark var. Bir şubede döner sıcak gelirken diğerinde buz gibi geliyor. İki tane ıslak burger sipariş edince garson “iki burger için mi beni uğraştırıyorsun” dercesine dik dik bakıyor. Servisi yeterince hızlı değil. İyi düşünülmüş bir ürün portföyü yok. Waffle’de var, döner de, kokoreç de, kahvaltı da. Islak burgeri ve kaşarlı dürümü dışında cezbedici ürünleri yok. Döner yiyen bir öğrencinin üstüne waffle yemesi oldukça maliyetli olur. Özetle delist edilmesi gereken onlarca ürünü, standartlaştırılması gereken ürün ve hizmetleri var.

Hacıoğlu: Bir zamanların meşhur lahmancucusu şimdilerin ne yaptığını bilmeyen bocalayıp duran markası. Menüsünde poğaça, çay vs görünce çok üzülmüştüm. Bir liraya lahmacun satarak kamikazi yapması beni derinden etkilemişti. Hacıoğlu da mı demiştim. Oysa belli bir eşiği geçmiş marka biliniriğinde tepelere tırmanmış, güvenilir, alanında güçlü bir marka olmuştu. Pazarlamada; fiyat, çekilebilecek en son silahtır ve pazarın genel eğilimi olmadıkça rekabet en üst düzeyde olmadıkça denenmemesi gerekir. Ki dönemsel bir promosyon kampanyası değilse, markanın genel eğilimi olmuşsa geçmiş olsun. Döner işinden vazgeçmesinde büyük fayda görüyorum. Odaklan: en iyi lahmacunu yap, 1 Lira’ya değil, 5 Lira’ya da satarsın.

Simit Sarayı: İyi bir çıkış yaptı. Kimsenin göremediğini gördü ve bir anda yüzlerce şubeye ulaştı. İşleri iyi gidiyor. Alanında rekabet kızışmış değil henüz ve büyümeye devam ediyor. Ancak tek dertleri şube açmak. Şubelerde müşteriyi memnun etmek için hiçbir gayretleri yok maalesef. Hizmetle ilgili üç kelimelik önerim olacak; Güler yüz, hoşgeldiniz, afiyet olsun. Bu bir mimiği yapmak ve iki kelimeyi söylemek çok zor değildir sanırım. Yapılan bir araştırma bu tür işletmelerde personel davranışının müşteri memnuniyetinde %40 etkili olduğunu söylemektedir. Bir tane Simit Sarayı şubesinde güler yüzlü bir personele rastlamadığımı rahatlıkla söyleyebilirim. Sütlü tatlılardan ve pizzadan vazgeçmeleri konusunda buradan yalvarıyorum. 

Son olarak aşağıdaki özet tabloyu paylaşıyorum. Tabloda yer alanların bazıları öneri bazıları da mevcut durumlardır.


Ş. Eren Özata
Görüntülenme Sayısı: 1242
20.1..22.0

Bölümdeki diger yazilar:

Yazarin diger yazilari:

Gerçekten önemli bir konu ve çok güzel bir yazı, teşekkür ederim... başarılar diliyorum...

Tuğba - 23.01.2010


Eren Bey, gerçekten ülkemizin belki de en çok odaklanılması ve marka potansiyeli en çok olan noktasına değinmişsiniz. Almanya'da Türk dönercilerin birbiri ile kapışmalarını görünce benzer duygulara ben de kapılmıştım. Neden neden neden diye binlerce kez sorguladım. Yazınız için teşekkürler....

Ömürden Sezgin - 23.01.2010


Eren Bey gercektende güzel bir yaklasim ve iyi bir gözlem...Ne yazik ki ülkemizin en büyük eksikliklerinden birisi olan markalasmanin yerine tercih edilen yüksek gelir üreticinin ömrünün kisa olmasinin en büyük nedenidir bencede...Ama su bir gercek ki,avrupada herhangi bir kücük markette bile alisveris yapamis olsanizda hosgeldiniz,tesekkürler ve tekrar bekleriz kelimelerini ictenlikle kullanan binlerce insan var ve bu ilgi insani cekiyor...Ve ülkemizde her zaman bir isi ilk yapan kazanir vardir mantigi var ve bu dunyada da boyle ama tek eksigimiz yapabileceklerimizin otesinde rekabete girip kendi kendimizi bitirmek oluyor nedense baska bir yenilikle beynimizi yormayi dusunmuyoruz...Bu ise sanirim kalitsal düz mantigin güzel bir ornegi.Basarilar sevgilerle

okan isvicre - 08.02.2010


Eren bey her zamanki gibi yazınız çok güzel evet gerçektende neden bizimde kendi markamız olmasın hemde dünya çapında şimdilik hayal gibi gözüküyor bence!Türk işletmecilerin düz mantığı ile çok zor gelişmeye açılmaya kapalılar hepsi herne kadar açıklarmış gibi gözükselerde hiçbirşekilde ilerleme kaydedemiyorlar iç piyasada birbirleriyle rekabet ederlerken dünyada neler olup bittiğinden haberlkeri yok ..öncelikli olarak f
rmaların iç piyasada bir çıkış yakalayıp bu çıkışı istikrarlı bir şekilde her yönüyle zirveye taşımaları gerekir.işletmelerde çalışan insanların davranışlarına gelince onlara birşey demiyorum yarın gel başla mantığı değil işe alırken belli standartlarda çalışan almaları gerekir...BAŞARILAR..

EZGİ KALENDEROĞLU - 25.02.2010


Güzel tesbitler var. Başarılar dilerim.

kaya şahin - 18.03.2010


Öncelikle tebrik ederim görüşlerinizi.Bu konunun temel sorununun tamamen devlet kaynaklı olduğunu düşünüyorum.İlk önce markalaşma üzerine bir devlet politikası oluşturulmalı ve ülke olarak pazarlayabileceğimiz, markalaştıracağımız metalar çok ciddi politikalar ile desteklenip dünya pazarlarına sunulmalı.Bu resmi davetlerde sunulan yemeklerden tutun da, THY'nin ikramlarına ve hatta turizm bölgelerindeki otel yemeklerine kadar uzanacak bir konu.turquality i bu kapsamda çok önemsemek gerekiyordu ama ne yazık ki hakettiği değeri göremedi."türkiye ve lale" algısı ile yürümeyecek bu işler.sürümü ve getirisi daha fazla olan, ve tamamen bize özgü bir ürün ile algıda kalıcılık sağlanmalı.bunun yolu da sadece türk mutfağı'ndan geçiyor diye düşünüyorum.

Burak Semercioğlu - 30.06.2010


Isim:

E-posta:

E-posta adresinize bir teyid e-postasi gönderildikten sonra yorumunuz onaylanacaktir. E-posta adresiniz görüntülenmeyecektir.
Yorum: