Marka Konferansı 2009 Notları
MARKA KONFERANSI 10.yılını kutladı.
Tarih : 17-18 Aralık 2009
Yer : Çırağan Palace
Hazırlayan : Belgin USANMAZ
INTERNATIONAL BRAND CONFERENCE OF İSTANBUL
MARKA KONFERANSI 10.yılını kutladı.
Geleceğin marka dünyasına ışık tutmayı hedefleyen Marka Konferansı, ezber bozmaya devam eden konuklarıyla ve konularıyla bu yıl 10.yılını kutlarken, bu yıl ki Marka 2009 Ödülü “İSTANBUL” markasının oldu.
Markaya dair herseyin konuşulduğu konferansda Cenk SERDAR, Berna ERBİLEK, İclal AYDIN, Ali TARAN, Setab ERENER ‘a ödül verildi.
Konferansa katkılarıyla ünlü konuşmacılardan Cenk SERDAR; Markalar “Şehvet-Aşk yaratmak durumundadır ki etkileyici/kalıcı olsun derken herkesin İstanbul’a olan büyük aşkın yarattığı etkiyi, İclal AYDIN, mükemmel ses tonu ve anlamlı şiiri ile İstanbul’u anlatmaya çalıştı, trafiği, vazgeçilmezliği ve İstanbul’a bize kazandırdıklarından dolayı ne çok şey borçlu olduğumuzu bir kez daha hatırlatarak....
Marka Konferans katılımcıları; Sertab ERENER’in büyülü sesinden Marsiyla Festivalinde En iyi “Fotograf ve Müzik Uyumu “ ödülü kazanan Alptekin BALOĞLU dia gösterisinde İstanbul şarkısını dinleme fırsatı yakalarken, Ali TARAN ise Mavijeans renklamında BURASI İSTANBUL teması altında yatan mesajı markayla nasıl bütünleştirildiğinden bahsetti.
Berna ERBİLEK ise bir Türk markası olan VİTRA’nın yurtdışındaki markalararası yolculuğunu güzel bir sunum eşliğinde dinleyecilerle paylaştı.
Marka 2009
Konferans Notları
I.GÜN : 17. 12.2009
Konuşmacı :Stefan SAGMEISTER
Grafik Tasarımın Rock Starı
Görüşleri :TASARIM ve MUTLULUK
Tasarladığı sıradışı albüm kapakları, posterler ve kitaplarıyla grafik tasarım dünyasının en büyük hayran kitlesine sahip yaratıcılarından biri olan Sagmeister, “Tasarım ve Mutluluk” konulu konuşmasına , “ Yaptığın her şey ya da yaşamda gittiğin yolda Niye, Neyi? Yaptığını açıklıyorsa/açıklayabiliyorsan sonucunda mutlu olunabileceğini belirterek sözlerine başladı. Haz/mutluluğun kısa vadeli, memnuniyet ve tatminin uzun vadeli duygular olduğunu belirtti.
Avusturya doğumlu ünlü tasarımcı eğitim yaşamını Amerika’da sürdürdüğünü ve çalışma hayatını ise Uzak Doğu’da başladığını belirterek, hayatın rutini içinde bazı anları kaçırdığını fark ettiğini noktada herseyi bırakıp, 1 yıllığına Endenozya’da günlük hayatın temposunu unutmuş bir şekilde nasıl bir yaşam sürdürdüğünü fotograflarla katılımcılara aktarmaya çalıştı. Bu deneyimlerini 2008 yılında “Bu güne kadar Hayattan Öğrendiklerim “ başlığını taşıyan kitabında yer verdiğini söyleyen tasarımcı, Yaşam rutini dışına çıkmakla, meditasyonla, doğa ile yaşamakla tasarım ruhunu bütünleştirdiği bir çok alanda farklı çalışmalarda bulunarak, ilham kaynaklarını besleyecek konularda arayışlarını sürdürmenin, işine kattığı mutluluğun anlam ve önemi dahilindeki almış olduğu geri bildirimleri dinleyicilerle paylaştı.
Ünlü tasarım çalışmalarını Zürih, Viyana, Mew York, Berlin, Tokyo , Osaka ve Miami gibi dünyanın çeşitli şehirlerinde düzenlenmekte olan bağımsız sergilerle geniş kitlelere nasıl ilham verdiğini gözler önüne sermeyi başaran ünlü tasarımcı, çalışmalarında en ince ayrıntılara gösterdiği özenle izleyicilere her bakışta yeni bir yönünü keşfettirdi.
Tasarımın sayısız markaya dokunarak ve onların öykülerine nasıl bir anlam kattığını vurgulayan Grammy Ödüllü(2005) tasarımcı, ilham kaynağı olacak herseyi bir koltuk, bir lamba, bir mobilyada nasıl can bulduğunu ve insanların bu tasarımlarla nasıl kendi duygu düşüncelerini bağdaştırdığını ve yapılan işin memnuniyet ölçüsünün hem kendisine hem markalara neler kattığını fotoğraflarla katılımcılara sunmaya çalıştı. Stefan, işine ne kadar büyük ciddiyetle bağlı olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.
Konuşmacı : Chritian LOUBOUTIN
Kırmızı Tabanlı Ayakkabıların Büyücüsü
Görüşleri : MARKANIN ADI LOUBOUTIN
Moda dünyasını kırmızı tabanlı, sivri topuklu ayakkabılarıyla fetheden ünlü modacı, 1982 yılında dönemin ünlü ayakkabı tasarımcısı ve Christian Dior ayakkabı kolleksiyonunun yaratıcısı Charles Jourdan’ın yanında işe başlarken bugün 46 ülkede çok büyük bir uluslararası marka konumuna geleceği hakkında hiçbir fikri olmadığını söyleyerek konuşmasına başladı. Louboutin, O zamanlarda hayalgücünü kullanarak kendince bir tasarım oluşturmaya başladığını bunun oldukca zaman aldığını belirterek, “Bir takım şeyleri yapıp, beklemek ve sonuçlarına göre onu takip etmenin “bugünlere gelişindeki 17 yıllık deneyimini dinleyicilere aktarmaya çalıştı. Bir markanın ortaya çıkması” zaman alıyor, birikim gerekiyor ve değişim her daim devam ediyor “diyen ünlü modacı;
- Her zaman kaliteye odaklanılmalı
- Yaratıcılığa önem verilmeli
- Deneyim önemli
Bunlar olduktan sonra geri kalan her alanda başarı sağlanabilecek olduğunu vurguladı. “Tasarım mı şirketi sürüklüyor, Şirket mi tasarımı sürüklüyor? “ sorusu ile karşılaştığında kesinlikle Tasarım diyen konuşmacı, marka olmak için ürünü satın alanların ürüne dair bir hikayesi olması gerektiğini düşündüğünü belirtti ve yaşadığı örnek hikayeleri dinleyicilerle paylaştı. "Marka sadece üst segmente hitap etmemeli, ayakkabılarını sadece ünlülerin değil herkesin giymesini istediğini belirten ünlü modacı, eğer ürünün tüketicisi, üreticisine olağan davranışları ile ilham veriyorsa marka oluşmuş demektir” diyerek , "İstanbul'un nasıl bir ayakkabıya ihtiyacı var?" sorusuna ise ünlü ayakkabı modacısı, "Siyah. Güneşin yüzünü çok fazla gösterdiği bu şehre siyah ve kadife bir ayakkabı yakışır" diye cevap verdi.
Yurtdışında bir çok ülkede kapak olmuş ürün ve tasarımları katılımcılarla paylaşan ünlü modacı; “Ayakkabı bazen elbise gibidir, bazen ise soyunmak gibidir” diyerek tasarımın ürüne dönüştüğü noktada insanlar tarafından tercih edilmesinin arkasında yatan özelliklerin neler olduğunu müşterilere çok iyi anlatılması gerektiğini vurgulayarak sunumunu noktaladı.
Konuşmacı :Dean ARAGON(Elidor Dünya Başkan Yardımcısı)
Guy MURPHY(Elidor Global St.Planlama Direktörü)
Görüşleri :CO-CREATION : Marka Deneyiminde Yeni Bir Dönem
Unılever’in 60’dan fazla ülkede satışa sunulan, en büyük saç bakım markası Elidor’un dünyada 55, türkiye’de 36 yıldır kadınların farklı saç sorunlarına ve ihtiyaçlarına çözümler üreten markaya yön veren konuşmacıları, Co –Creations ile yepyeni bir soluk getiren marka yapılanma stratejilerinin neler olduğunu anlatarak sözlerine başladılar.
1- A PRESENTATİON ABOUT
Marka gereğinden fazla ego sahibi olmamalı, Markalar alçakgönüllü, mütevazi olmalıdır.
2- BRAND CONFİDENCE
Markaya güven herseyin önündedir.
3-1+1=3
Marka dışından farklı şeyler eklemek, ünlü /uzman birini markaya dâhil etmek
4-PRODUCT is KİNG
Hizmettin yanında üretim yeri/koşulları önemli, teknoloji nasıl kullanıldı. Ürün zafiyeti pazarlama ve reklam ile giderilmez.
5-CO-CREATION WİTH EXPERTS
Uzmanlar ve deneyim sahibi kişiler tarafından üretim ve kullanım tercih ve teknikleri tüketiciye anlatılmalı
6- 4 PRINCIPLES OF Co CREATIONS
Ürünün yeri rahattayken yeni bir marka çıkarıp markayı canlandırmak.
Konuşmacılar, dünya genelinde yapılan araştırmalarda kadınların saç konusunda kendi tercihleri ya da arkadaş önerilerinden çok o konunun uzmanı olarak gördükleri kişilerin öneri ve tavsiyelerine itibar ettiklerini söylediler. Konuşmacılar, Yeni marka deneyiminde bu konuya önem vererek dünyaca ünlü 7 saç uzmanı ile biraraya geldiklerini ve bu hareketle Co-Creations sersini yarattıklarını ve yeni bir deneyim yaratmak için markayı yeni bir yolculuğa çıkarttıklarını anlattılar.
LOVE RESPECT
Brand Product
TECHNOLOGY TEAM
Consumers Formats
Dean ARAGON, Yapılan bir diğer araştırma sonucunda;”Bir kadının saçları o gün formundaysa karşısında durabilecek bir engel olmadığı, ancak cansız ve sönük ise o gün tatsız ve keyifsiz bire gün geçirdikleri “sonucu çıktığını ve Elidor’un yeni marka deneyimini yaşatırken bunu gözönüne alarak uzmanlarca markayı taçlandıracak her türlü üretim, tanıtım ve tasarım desteği verilmesinden kaçınılmadığını sözlerine ekleyerek kendilerine ayrılan süreyi tamamladılar.
Konuşmacı : Dilek BAŞARIR
Pazarlama Direktörü
Görüşleri : Marka Bu Kapağın Altındadır.
BAŞARIR, Marka Bu Kapağın Altındadır temalı konuşmasına; Üreticisinden, tüketicisine, çalışanından iş ortaklarına kadar 40 yıllık deneyim sahibi bir markanın bu kültürü nasıl oluşturduğunu maddeler halinde, tarihten sahnelerle anlatmaya başladı.
Efes’in kuruluş aşamasında bazı Mitleri olduğundan bahseden konuşmacı,
- Pazara ilk giren marka
- Mevzuata müdehale etmiş
- Baskı kurulmasına rağmen reklam
- Tombul şise/görsel tasarım farklılığı
- Dağıtım şirketi olarak varlığı
Bu mitlere karşı yılmayan Efes’in 5 ana konuya odaklandıklarını belirtti.
1-Tüketici odaklı olmak(marka adı yarışması düzenledi)
2-Ortaklık kültürü(hayatın içinde yer aldı)
3-Cesaret
4-Yenilikçilik
5-Sosyal marka olmak
Konuşmacının asıl amacı; Efes’in, kültür, sanat ve sosyal sorumluluk projeleriyle geçen 40 yıllık marka deneyimini nasıl başlayıp bugünlere geldiğini, markanın önüne çıkan engelleri ve ufkunu açan kararların Türkiye sınırlarını aşarak bir dünya markası olma yolunda büyümesinde 40 yılı dolduran geniş bakış acısını katılımcılara anlatmaktı. Bunu örneklerle sunan konuşmacı, “Markalar hangi tip insanları içine almak istiyorlarsa o kitlelere yönelik her türlü bağlantı noktalarını tutması gerektiğini” özellikle vurgulamaya çalıştı. Bu açıdan bakıldığında Efes Pilsen spor markası, Efes tutkunları Birahaneler, Efes Jazz Konserleri ile yenilikçi ve hayatın içinde olan bir marka mesajlı vererek, olumlu geri dönüş alındığını, bu faaliyetlerin Efes’in bugünlere gelişinde tercih edilebilir olduğu noktaları çok iyi beslediklerini belirtti.
Markaya oluşan güven, inanç, farklılaşma ile Efes’i tercih edenlerde mutluluk, rahatlık verdiği noktada başarı kaçınılmaz oldu diyen konuşmacı, katılımcıları 40 yıl öncesi ilk Efes reklamından bugüne essiz bir marka yolculuğu yapmasına fırsat tanıdı.
GÜVEN KATILIM
Başarı İyilik
Rahatlık Mutluluk
ALIŞKANLIK TEMSİL
Konuşmacı : Mehmet NANE
Teknosa Genel Müdür
Görüşleri : Herkesin Markası Olmak
Eskiden “marka olabilmek” önemliyken şimdilerde “marka kalabilmek” önemli diyerek sözlerine başlayan NANE, 2000 yılında kurulan Teknosa’nın marka kalabilmek için hangi aşamalardan geçtiğini inter aktif bir sunumla katılımcılarla paylaşmaya çalıştı.
Teknosa’nın kuruluş amacını, “Elektronik ürünlerin tek bir noktada sergilenmesi, tüketiciler tarafından ürünlerin deneyimlenmesi ve müşteriye markalar bazında seçim hakkı tanıyacak merkezler oluşturmaktı “ diyen konuşmacı, tüketiciler tarafından bu merkezlerin çok beğenildiğini vurguladı. “Her zaman marka olmak ve herkesin markası olmak” bir diğer amaçları olan Teknosa’nın, piyasadaki bu tercih edilir özelliğinin diğer uluslararası markalara kapılarını açtığını belirten NANE, Tüketicinin olduğu her yerde olmak istediklerini sözlerine ekledi.” Gitmediğin köy senin değildir” diyerek tüm markalara seslenen konuşmacı, şu anda 69 il ve 29 ilçede, 2010 yılında ise daha birçok noktada Teknosa açılacağı müjdesini dinleyicilerle paylaştı.
Sunumunda yapılan araştırmalarada yer veren konuşmacı, Türkiye’de satılan 4 notebook’dan birinin, 2 PDA’dan birinin, 10 dect tel.4 tanesinin Teknosadan aldığının sonuçlara yansıdığını belirterek bundan guru duyduklarını ve daha gidilecek çok yer olduğunu belirtti. Ayrıca müşteri merkezli birçok araştırmada ise fiyat /ürün çeşidi araştırması için mağazaların tercih edildiği sonuçlarını gördüklerinden bahseden konuşmacı, bilime ve akla önem veren her markanın kazanacağını düşündüklerini söyledi.
Markaların hata yapmaktan korkmamaları gerektiğinin altını çizen NANE, “hata yapan insanlar/markalar çalışan insanlardır/markalardır “ ve hatalardan ders çıkararak bir markanın bugün diğer markalardan daha önde olacağını düşündüğünü sözlerine ekledi.
NANE, Markaların GÜVENİLİR, SÖZÜNE SADIK, DEĞER VERDİĞİNİ HİSSETTİREN, YALIN, DENEMEKTEN KORKMAYAN, BİLİMSEL,DUYARLI ve SAMİMİ özellikleriyle ancak “Herkesin markası” olabileceğini ve marka olarak kalabileceğine ekip olarak inanmanın öneminden bahsetti. Tüm çalışmalarına bu mesajı verdiklerini ve gelişime büyük yarırım yaptıklarını belirterek, iş ortakları ile ilişkilerde yalın davrandıklarını ayrıca topluma ve çevreye duyarlı iş yapış biçimleri belirlediklerini de sözlerine ekledi.
NANE, ekip çalışmasına verdikleri önemi farklı görevlerde çalışan Teknosa çalışanlarını sahneye davet ederek onları tek tek kutlayarak bir kez daha göstermiş oldu ve sunumunu herkesin markası olmak büyük bir alkış ister diyerek, aldığı büyük alkışlarla sözlerini noktaladı.
Konuşmacı : Martin ROLL
Büyük Marka Stratejisti
Görüşleri : ASYA MARKA STRATEJİSİ:Yeni Bir Paradigma
Sigapur’da yaşayan, Asya pazarlarındaki uzmanlığı ve bu pazarlara yönelik stratejik çalışmalarıyla iş dünyasının en çok dikkat çeken marka stratejisti, küresel deneyimi ile lider markaların yaratım sürecinde ve yeni markaların pazarda zirveye giden yolculuklarından örnekler vererek sözlerine başladı.
Konuşmacı sunumuyla, LENOVO-IBM-Huawel-Jım Thompson gibi markaların global marka olmak için farklı şeyler yaptıklarını gözler önüne serdi. “Tüketicilerin kendine benzer düşündüğü şeyleri tercih ettiklerini “ özellikle vurgulayan ünlü stratejist, markaların rekabet avantajı yakalaması için bu özellikleri” keşfetmesi ve farklı yaşam tarzlarına hitap etmesi gerektiğini vurguladı.
ROLL, Asya pazarıyla ilgili uzmanlığı ve sürdürebilir rekabet avantajı konusunda masaya getirdikleri pek çok tanınmış şirketin yönetim kurulu tarafından takip edilirken, kendisine markalaşma ve pazarda ileri gitmek için; 2 temel soru sorulduğunu belirtti.
1-Şirketin çıkarı nedir?
2-Bunu nasıl ölçeriz?
Bu temel sorulara verilen net evaplar dahilinde ROLL, global şirketlerin sürdürebilir büyümenin sırrının uzun vadede keşfedilebilir olduğunu sözlerine ekledi.
Asya pazarında markaların taktiksel bir yol izlediğini sözlerine ekleyen konuşmacı, iş dünyasını cesur düşünceye sevk eden ve ikonik markaların yaratılmasını sağlamak gerektiğini vurgulayarak, bu yöndeki şirketlerle ilgili çalışmalarını 2006 yılında çıkardığı Asya Marka Stratejisi kitabında toplandığından bahsederek, çeşitli Asya markalarından örneklerle sunumunu noktaladı.
2.GÜN : 18.12.2009
Konuşmacı : Nazan SOMER
Yapı Kredi Genel Müdür Yardımcısı
Görüşleri :Markalara Enerji Veren Marka
SOMER, Pazarda yeni bir kategori yaratmak ve böylece tüketicinin zihninde ilk sıraya yerleşmek güçlü bir marka yaratmanın ilk adımı ve buna en iyi örnek 1991 yılında Yapı Kredi Worlcard ‘dır diyerek sunumuna başladı. Dinleyiciler ilk markalı kartın 1991 yılında kullanıma geçtiği yönündeki bilgilerini tazelerken, konuşmacı o dönemlerde Türkiye’nin kredi kartına geçiş öyküsünü başarılı bir sunumla katılımcılara aktarmaya çalıştı. Her markanın olduğu gibi Worldcard’ın da 2002 yılında bir dönüm noktasından geçtiğini vurgulayan konuşmacı, taksit yapan, puan kazandıran ve harcatan sadakat programlarını barındıran yeni bir iş modeli geliştirerek Worldcardı piyasaya sunduklarını, aldıkları ilk tepkileri dinleyicilerle paylaştı.
Yeni iş modelinin Perakendeciler ve Bankacılar için ilk ortak platform olduğunu ve müşterilerin satış noktalarında yakalayacakları avantajlar ile çok yönlü bir kazanç zincirinin kurulduğunu vurgulayan konuşmacı, yeni ürün lansmanın marka renginden, sembolunden lisanına kadar marka bilinirliliğinin sağlanmasında hangi aşamalardan geçtiğini dinleyicilerle samimi bir dille paylaştı.
İş sistemi ve modeli değiştiği, farklılaştığı zaman eski marka geri de kalmamalı, yeni ürün ana markayı üst bir noktaya taşımalı ve bu yönde cesaretli kararlar alınmalı diyen SOMER, “Yeni bir şey yapıyorsanız mutlaka geleneksel bakış açısından kurtulmak gerektiği” mesajını katılımcılara verdi. 2003 yılında Vaadaa’nın doğuş serüvenin taşıdığı bu özelliklerle bugün ki noktaya geldiğini vurguladı.
2006 yılında dev iki bankanın birleşmesi ile ana kredi kartının world kart olması, Vaadaa ile müşteri algısını doğru yöne çekme cabası ve yeni gelişen ihtiyaçlara yönelik kartlarla çalışmaları genişletmesiyle ilgili bir çok örneklendirmelerde bulunan SOMER,”Müşterilerin markaları yönetmesi değil, yönlendirmesine izin vermek gerekir” diyerek yeni arayışlar dâhilinde ADİOS-PLAY-CRYSTAL kartlar ile farklı kullanım alanlarına sahip kart çeşitlendirmelerine gidildiğini belirtti.
2009 yılı bu kartları Neyi Niye yaptıklarını anlatacak bir süre içinde geçtiğinden bahseden konuşmacı, 200 bin perakendeci ile bu kartlar sayesinde ilişkide olan bir banka haline geldiklerini sözlerine ekledi.
Bu şekildeki bir iş modeli Türkiye’nin en kuvvetli kredi kartı sadakat programı oluşmasını sağladı diyerek, Dünyanın ödüllendirdiği Türk markası olmaktan gurur duyduklarını belirten SOMER, bu yolculukta birlikte çalıştıkları tüm müşteri/kurum ve kuruluşlara ve çalışma arkadaşlarına teşekkür ederek kendisine ayrılan süreyi tamamladı.
Konuşmacı : Tom DIXON
İkonlaşmış İngiliz Tasarımcı
Görüşleri : Var Olanı Tekrar Etmemeye Çalış
Çağdaş tasarımın en saygın isimlerinden biri olan Tom Dixon, Tasarımcı ; “Daha önce var olmayan şeyi yapan kişidir” diyerek konuşmasına başladı. “Tasarım dünyasına “yanlışlıkla düşen” DIXON, 20 ‘li yaşlarda geçirdiği trafik kazası sonrasında okulunu bırakarak, yeteneğini tasarım dünyasında kullanmaya karar vermiş olduğunu belirterek, 80’lerin ortasında eğitimsiz ama yetenekli bir tasarımcı olarak dikkatleri üzerine çekmeye başladığından bahsetti.
İtalyan moda devi Capellini için tasarladığı “S” sandalyesi 1980’lerin sonunda ikonlaştığını anlatan ünlü tasarımcı, 1998 yılında Habitat’ın tasarım bölümünün başına geçerek, insanların gerçekten neyi aldıklarını burada öğrendiğini sözlerine ekledi ve bu anlayışla tasarımlarında tüketicilerin” talep gösterdiği” tasarımları yapmaya çalıştığını belirtti. DIXON, her tasarımında ön planda tuttuğu objelerin “hangi amaçlar için kullanılacak olduğunu ve kullananlara ne hissettirecek olduğunu” özellikle planladığını tek tek örneklendirdi.
Habitat’ın Dünya insanını tanımak, ortak noktaları belirlemek ve risksiz, talep görecek, beğenilecek ve kullanışlı ürünü tasarlamak adına önemli bir okul olduğunu vurgulan tasarımcı, Tasarımlarında en değerli şeyin “duruş” olduğunu belirtti.
Uluslararası ürün ve mobilya tasarımcısı Tom Dixon, Rubber Band Chair adını verdiği lastik sandalyesiyle tasarım mobilya anlayışına yeni bir boyut kazandırdığını vurgularken, metal çerçevenin üzerine kullanıma hazır lastik bantlar sarılarak kullanılan bu yeni mobilya serisinin rahat bir oturma sistemi sunmayı amaçlandığını anlattı.
“Sadece bir şeyin formuna bakmak yetmez; bunlar nasıl kullanılıyor, malzeme nerden geliyor, kullanıldıktan sonra nereye gidecek? “Bu sorularla da ilgilenmek gerekir diyen konuşmacı, Çevreci ve demokratik tasarımlarıyla ünlenmenin yanında Tom Dixon ve David Begg tarafından kurulan Tom Dixon markasının İngiltere’nin ışıklandırma ve mobilya konusunda en önemli tasarım ve üretim şirketleri arasında yer aldığını, basında çıkan örnek tasarımlarla dinleyicilerle paylaşma fırsatı yakalamış oldu.
Konuşmacı : Phil PATEL
Ticari Direktor,Vodafone
Görüşleri : 3 G Teknolojisi ve Pazarlama Dünyasına Sunduğu
Fırsatlar
3G teknolojisi sadece özgürce bağlanma olanağı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda çok büyük bir avantajda sunuyor: “Hız” diyen PATEL, myspace, facebook, müzik,3 G ile 2000’li yıllara hızla gelindiğini, ve ilk 10 yıllık süreçte TV seyreden 18-24 yaş arası gençliğin tamamen TV ekranı başından kaybolduğunu ve dolayısıyla teknolojik yatırımlara yön veren hızlı bir sistem içinde kendilerini bulduklarını belirterek sunumuna başladı.
Dijital dünyanın tüm ürün ve hizmetler üzerindeki etkisi katlanarak arttığından bahseden PATEL, tüketicilerin her geçen gün daha fazla bağlantı gerektiren bir dünyada yaşadığını örneklerle dinleyicilere sunmaya çalıştı. Şu anda hiçbir dijital teknolojinin cep telefonları kadar kişisel ve özel algılanmadığını vurgulayan konuşmacı, internet özelliği ile cep tel. bir çok özelliğe kavuşmuş olduğunun altını çizdi.
Bağlantı-erişebilirlik ve TV bambaşka boyuta kavuşacak diyen konuşmacı, çok yakın bir tarihte cep tel. konumu ile arkadaş/aile ve en önemlisi markalar için “Müşterilerin hangi çoğrafi konum dahilinde tercih edilebilirlikleri konum olarak belirlenecekti”r dedi. Burada önemli olan Lokasyon diyen konuşmacı, çoğrafya içinde başka insanların aynı zaman dilimi içinde neler yaşadığını, deneyimlediğini, nerede ve ne zaman takıldıklarını görerek, insanların neleri tercih edip /etmedikleri, tercihleri doğrultusundaki özellikleri duruma göre hemen tespit edilebileceğini örneklerle dinleyiciler aktardı. Ve bunu çok önemli bulduğunu belirtti.
Vodafone olarak, Iphone’nun daha cok tercih edildiği bir düzen içinde çeşitli aplikasyonlar seçerek markalama yapılacağını; bu aplikasyonlardan birinin populer olanı, diğeri rakip firmaların abonelerini belirleyecek olduğunu anlattı ve dolayısıyla 3 G sayesinde %100 penetrasyon sağlayan en etkin kanalı kullanarak markalarla işbirliğine gidileceğini belirtti.
Nokia ve Ericson’un dokunmatik ekrana geçecek ve 2 yıl içinde Iphone özellikleri taşıyan bir çok ürün olacağını beklediklerini belirten PATEL, Rekabette mesajların samimi ve anlaşılır olmasının önem teşkil ettiğini söyledi ve Avrupa dan birkaç örnek sundu.
Markalar ancak operatörlerle beraber çalışarak reklam ve müşteri entegrasyonunu sağlayabilirler, buradaki fırsatları görmek ve en büyüğünden en küçüğüne kadar tüm firmaların ilk hareket noktası olmalıdır diyerek sunumunu tamamladı.
Konuşmacı : Ze FRANK
Viral Pazarlama Fenomeni
Görüşleri : Bulaşıcı Mecra: Viral Pazarlamanın Ötesi
'Viral pazarlama” kavramına alışmamız gerekiyor. e-postalarla başlayıp Facebook, Twitter gibi sosyal medyalarla bu, şekil değiştirip yeni ve hızlı ivme kazanmış durumda diyen FRANK, How to dance properly? (Nasıl doğru dürüst dans edilir?) videosunu sadece 17 arkadaşına göndermesine rağmen 5 günde 1 milyon kişiye ulaştığını söyleyerek dinleyicilerle bu videoyu göstererek sunumuna başladı.
Bir marka oluştururken önce “tüketiciye nasıl ulaşacağına karar vermek gerekir” diyerek sözlerine devam eden dijital pazarlamanın fenomeni, “eğer markanın duygusu, hedefi, işlevi ve yararları belli ise bunu tüketiciye doğru kanaldan sunmak çok önemlidir” diyerek, bilginin dijital ortamda nasıl yayıldığını ve insanların neleri önemsediği üzerindeki araştırmalardan örnekler sunmaya devam etti.
Bu araştırmalardan çıkardığı sonuçlardan biri; “İnsanların yaşam içinde neyi önemli kıldıklarının keşfedilmesi gerektiği, deneyimin diğer insanlar üzerindeki etkisinin sorgulanması olduğunu” belirten FRANK, dijital ortamda özellikle birbirini tanımayan insanların ve moda olan şeylerin deneyimlemek istendiğinin altını çizdi. Bir diğer sonuç ise; İnternet sayesinde “dünyanın herhangi bir ucundaki insanın diğer insanlara ruhunu açmak istediğini, yaşadıklarını, hissettiklerini ortak bir platformda dünyaya ilan etmekten büyük bir zevk aldığını ve kendini önemli hissettiğini belirtmeleri “olduğunu söyledi.
Yeni bir mecra oluşturmasının yanı sıra hayatımızdaki etkinliğini de artırmaya devam eden bu ortamların pazarlamacılar tarafından “duygu yaratma potansiyeli” olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Ze Frank, bu duyguları anlatıcılardan, yani viral pazarlama yapanlardan yararlanılması gerektiğini düşündüğünü belirtti ve Tüketicinin hayatında olan şeylere odaklanılması” gerektiğini sözlerine ekledi. Ze, ayrıca yeni başlattığı bu işe yeni bir de ad koymuştu. "Bulaşıcı medya”
Konuşmacı :Jonathan BANKS
Avrupa İş Analizleri Direktörü-Nielsen
Görüşleri : Resesyona Girerken ve Çıkarken Müşteri Davranışı
Dünyada ekonomi %3,5 daraldı. Global sermaye %45 değer kaybetti, konut satışları inişte, %58 restaurantlara daha az gidiliyor, insanlar daha az dışarı çıkar oldu, daha çok ev sohbetleri ve eğlenceleri tercih ediliyor diyerek hızlı bir dünya değerlendirmesiyle sunumuna başlayan BANKS, “Dalgalı sularda etrafımıza iyi bakmak lazım diyerek, akıntıyı iyi tahlil etmeliyiz”, hızlı tüketim mallarındaki sonuçlara baktığımızda gerçekten bulunduğumuz ortamda her zamankinden farklı şeyler yapılması gerektiğini sözlerine ekledi.
Konuşmacı, 28 bin kişi, 50 ülkede “Yaşadığımız dünyada son 6 yıl içinde neler sizi rahatsız etti?” sorusu sorulduğunda ;
%2 hiç tedirgin değilim
%6 küresel ısınma
%9 aile sorunları
%13 cocuk
%21 sağlık
%52 geçim sonuçlarını aldıklarını söyledi. İnsanların yaşamlarındaki değişimler aslında 2006 yılında başladı diyen BANKS,bu süreç değerlendirildiğinde, “Tüketicinin market markalarına eğilim gösterdiği, promosyon ve indirim günlerinin takip edildiğini, sigara/alkol alımlarını düştüğünü,giyim harcamalarını ileri tarihe ertelendiğini,süpermarketlerden ucuz satış noktalarına doğru alışverişlerin kaydığını” rahatlıkla görmek mümkün diyor.
Araştırmaların bir diğerine yansıyan sonuçlar ise; bazı alışveriş merkezlerinin diğerlerine oranla tercih edilmesindeki yoğunluk olduğunu söyleyen konuşmacı , burada söylenecek konu” insanlara önem veren , onların çıkarlarını düşünüp, kendini iyi anlatan merkezlerin” kazançlı çıktığı yönündedir diyor. Aslında herseyin ucuz olması tüketicilerin dikkatini çekmiyor, bu sadece “Oyuna girmenizi sağlıyor “ diye değerlendirmek lazım diyen BANKS, “ucuz olmaktan çok diğer etkenleri ön plana çıkarmak önemli görülmelidir “vurgulamasını yapıyor.
Bu konuda 4 mega trend olduğunu vurgulayan konuşmacı;
- Hayatı kolaylaştırmak
- Sağlıklı çözümler sunmak
- Tad/hizmet’te iyi olmak
- İş ahlakı taşımak
-
Ayrıca tüketici tarafından tercih edilen markaların “sürdürebilir ve çevreci olması “da büyük önem taşıdığının sonuçlara özellikle yansıtıldığını belirtti.
“Her ülkede tüketicilerin tercihleri değişik, her ülkede ayrıca ortaya çıkan geleneksel/modern alışveriş kültürleri var, bu noktalarda hareket eden tüm markalar tüketicilerini bir noktada yakalamayı başaracaktır aksi takdirde markalar oldukca geride kalıp uzun sürede yok olmaya mahkum olduklarını bir gün alamak zorunda kalacaklardır” diyerek konuşmasını sonlandırdı.
17-18 Aralık 2009 Çırağan Palace’de Marka 2005 konferansını moderatörü BJ Cunnıngham’ın konferansdan çıkardığı notları ise şu şekilde özetlenebilir:
- Mutluluk için Aşk/Tutku gereklidir. Markaların insanları mutlu etmesi içinde “tutku yaratması “beklenmektedir.
- Markalar tüketicilerin peşinden koşuyor aslında öyle bir marka olunmalı ki “tüketiciler markaların peşinden koşsun.”
- Düşünce, söz, eylem kısaca markalaşma: “Bilinçli bir evrimleşme sürecidir.”
- Her markanın “bir hikayesi” olmalıdır.
- Marka-insan ilişkisinde marka kendi içinde samimi algılanmalı, dış çevrede ise gerçek olabilmelidir.
- Markaya değer ve anlam verebilmek “deneyim “ gerektirir.
- Marka insanların akıllarındaki imaja uygun olduğu noktada başarıyı yakalar. Marka “Ne kadar çok insanın aklına girer ve yüreğine hitap ederse, o kadar başarılı olur.”
- “Birşey yapmaya değiyorsa kötü de olsa yapılmalıdır.”
- Markalar kişileri “özel” hissettirmelidir.
- Müşterileri elde tutmak için, içinizdeki “erkek ya da kadın sesine önem verin.”
- Yeni markalar ,”yaşamlara değişim/farklılaşma” katmalıdırlar.
- Değişim “fırsatları beraberinde” getirir.
- Markaların kim olduğunu anlatacakları “mecraları iyi belirlemelidir.”
- Önemli olan “Marka olmak” değil “Marka kalabilmektir.”
BELGİN USANMAZ
17-18.12.2009 Çırağan Palace
Marka 2009 Konferans notlarından...
belginusanmaz@gmail.com
Görüntülenme Sayısı: 724
12.00. 201
Bölümdeki diger yazilar:
Yazarin diger yazilari:
- 29.01.2010
Burasi net arkadaşım, hapcı buraya takılanlar, 30 saniyede yutup geçmek isterler.
cahit sucu - 29.01.2010
Sevda Özkan - 31.01.2010
Kendisi marka olmayı başarmış Belgin USANMAZ'a çok teşekkür eder, başarılarının devamını dilerim.
Konferansa katılan diğer konuşmacıları da tebrik eder, paylaştıkları bilgiler için teşekkür ederim.
Tuğba UĞUR - 04.02.2010
Hande Akyalçın - 04.02.2010
Hande Akyalçın - 04.02.2010
Emine Bulut - 08.02.2010
İzmirden kucak dolusu sevgiler....
Gül Uçak - 15.02.2010
Markam Yazıyor'a eklenmesini istediğiniz konular var mı?











