Tüketici! Görevini Yap, Anı Yaşa!
Haline daha fazla şükreden ve daha azla yetinebilen insanlar eski binyılın en mutlu insanlarıydı ve yeni bin yılın da en mutlu insanları onlar olacaklar.
Otomobil almak için sıraya girilen zamanları hiç bilmedim. Parası verilir, sıraya girilir, sıra gelince ürün alınırmış. Üreticinin kral olduğu ürünün az olduğu zamanlarmış ve satıcı da kralmış. Kuralları kendisi koyarmış o zamanlar. Müşteri ayağına gelirmiş, belki kilometrelerce uzaktan. Müşteri istediğini almaz, elinizde olana razı olurmuş. Henry Ford da bu günleri tahmin etmiş olacak ki otomobili ilk ürettiği zamanlar “Otomobil dediğin siyah olur.” şeklindeki yaklaşımıyla tüketicilerin şımarmasını engellemek ve olaya hâkim olmak istemiştir. Zaman geçtikçe hâkimiyet tüketiciye geçti, üstelik parası olmasa da alma lüksüne sahip…
Üretmenin Kolaylaşması: Gelişen sanayi ve teknoloji sayesinde artık üretmek hiç de zor değil. Eskisi gibi hammadde problemi yok. Kimsenin işi kereste bulamadığı için beklemiyor, ya da kimse kumaş rengi olmadığı için üretimi bekletmiyor. Bir gömlek üretmek isteseniz 15 dk içerisinde internette 15 firma bulur ve yarın kumaşları alıp üretmeye başlarsınız. Eskiden olsa muhtemelen bir ay sürerdi bu süreç. Gelişen teknoloji insana dayalı sistemi de minimize etti tabi. İnsan demek emek demek, emek demek para demek ve onun da ötesi bozulan, kırılan, morali bozulan, amcası ölen, gece çocuğu ağlayan bir sistem elemanı demek. Onun yerini makineler alınıp da insan sadece “Düğme basıcı” (Lost izleyenler bilir :)) olarak atanınca her şey daha standart, daha kolay ve daha taklit edilebilir bir hale geldi. Neticede aynı makinelere ve donanımlara sahip sistemlerin benzer ürünler üretmesi çok da zor değil. İddia ediyorum 30 gün içerisinde hem makam koltuğu hem de prezervatif üretebilirim (Birinin bana sermaye sağlaması lazım tabi :))

Kredi Meselesi: “Akşam babam gelince vereceğim” vaatlerine aldırmayıp bir Eti pufu bizden esirgeyen bakkal Orhan amcam şimdi bir ay bekliyor bankadan para gelecek diye. Olmayanı harcamayı kredi kartıyla öğrendik. Önce birikim yapılırdı eskiden. Yastık altı hesabına yatırılırdı fazlalıklar. Altınlar, bilezikler, paralar… Hatta bankalar bunlara göz dikmişti eskiden. Yastık altındaki paraları bankaya yatırmalarını istemişlerdi. Sonra cebindeki paraya göz diktiler ve şimdi de daha cebine bile girmeden ipotek koyuluyor paraların üzerine.
Bilirsiniz ABD’de başlayan küresel krizin de olmayanı satmakla başladığını. Doğru düzgün geliri dahi olmayanlara paradan para kazananların ev kredisi, taşıt kredisi verdiğini ve bu sanal ödeme vaatlerini de kolaj yapıp başka şirketlere sattığını. Krediyi alan garibanların da hayallerini gerçekleştirmek uğruna hesapsız kitapsız bu işe giriştiğini ve sonrasındaki manzarayı biliyoruz.
Nerden biliyoruz kazanacağımızı, nerden biliyoruz yaşayacağımızı… Biliyoruz ve harcıyoruz işte, şikâyetçi değilim. Herkes bilmiyor ama anlaşılan, yukarıdaki tablo onu gösteriyor. Aslında o kadar da kötü değilmiş durumumuz aşağıdaki tabloya bakınca. Tüm dünya borçlu yaşıyormuş meğer.
Tüketicinin Tam İstediğini Alması: Tüketicinin üretim sürecine katılması ve istediği gibi bir ürün elde etmesi bir devrim gibi görünse de yeni bir mesele değildir. Bakmayın şimdilerde herkesin tüketiciye özgü ürünler yapmak için uğraştığına, şimdi daha çok para kazandırdığı için yapılıyor bu. Babasının hayrına değil. Yeni bir mesele değil dedik ya, dayanağımız da şu: Terziler vardı eskiden kumaşını seçtiğimiz, elbisemizi diktirdiğimiz. Marangozlar vardı kendi isteğimize göre kapı, pencere, masa sandalye yaptırdığımız. Seri üretimin keşfedildiği zamanlarda daha ucuz ve daha standart ürünlere alıştık. Kaldı ki hızla büyüyen ve talepleri artan bir kitleye karşı seri üretim dışında pek de bir şey yok. Boşuna çıkmadı hormonlu domatesler, suçlamayalım kimseyi. Biz istedik kışın ortasında domates yemeyi. Kurutulmuş domatesle, ya da salçayla idare edemedik. Yeşil salata yiyivermedik.
Ve İnsanlığın Şımarması: Ayağını yere vura vura zıplayan bir erkek çocuğu hayal edin bir alış veriş merkezinde bir oyuncak isteyen. “Haftaya alalım” deseniz dinler mi sizi? Zannetmiyorum. Tüketici (hepimiz) öyle olduk aslında. Anında olsun istiyoruz her şey. O an olsun ve tamı tamına olsun. Restoranda garson 1 dk geç getirse suyumuzu, çıngar çıkarıyoruz. Havaalanında uçak yarım saat rötar yapsa görevlilerle didişiyoruz (Hem de o uçak olmasa 12 saat otobüs ya da 10 saat arabayla o yolu çok daha zahmetli ve çok daha masraflı bir şekilde kat edeceğimizi düşünmeden). Konuya ilişkin Hocam’ın bu yazısında da belirttiği gibi en çok arıza çıkaranlar da bu “Beyaz Türkler”.
Haline daha fazla şükreden ve daha azla yetinebilen insanlar eski binyılın en mutlu insanlarıydı ve yeni bin yılın da en mutlu insanları onlar olacaklar. Benim fazla beklentim yok, 3 katlı havuzlu ve bahçeli bir ev, bir Alfa Romeo Brera, bir Iphone, bir spor kulübüne kayıt olmak ve yılda 3 ay tatil dışında zerre kadar beklentim yok hayattan :))
Görüntülenme Sayısı: 951
12.02.2010
Bölümdeki diger yazilar:
Yazarin diger yazilari:
iyi tespitler.. :)
Yusuf Barutçu - 09.03.2010
Markam Yazıyor'a eklenmesini istediğiniz konular var mı?












